Pages

1 Nisan 2014 Salı

seni anlamaya çalışıyorum...


Benim bu yazıyı yazmam gerekiyordu nasıl başlasam da nasıl bitirsem de bilemediğim ama kelimelerin zihnimden çıkması gereken bir yazı bu.. çünkü sabah akşam, gece gündüz durmaksızın işte, evde yemek yaparken rapor yazarken yani beynim sürekli bunu konuşuyor bunu düşünüyorum. O sebeple kopuk kopuktur cümlelerim rastgele, düşünce dizini şekilde ve çağrışımsal..

Seninle empati yapmaya çalışıyorum sevgili AKP’li arkadaşım, kardeşim belki hayvan gibi iyi arkadaş olup sabahlara kadar sohbet edeceğim ya da iş yerinde kahkahalarımızın ortak olacağı.. ama kesişmemiş yollarımız seninle ya da kesişse de sen çok değişmişsin belki daha güçlü ve kavga insanı / belki de ben değişmişim daha naïf ve kırılgan ama ayrılmış yollarımız istemeden de olsa…

Evet yine konudan uzaklaşıyorum. Neyse dedim ya empati yapmaya çalışıyorum belki ben bu partinin seçmeni olabilirdim en başından beri, belki üniversiteye türbanım yüzünden alınmamış yıllarca AÖF’e bel bağlamış sonra kamuda çalışamamış hatta özel sektörde bile kısır bir alana hapsedilmiş olabilirdim ki bu sebeple beni tanıyan, benim hakkımı savunduğunu düşündüğüm partinin yanında olmamdan daha normal ne olabilir ki.. ama sende biliyorsun işler değişti. Ne AKP senin başında sevdiğim, gerçek parti ne de cemaat diye bildiğin büyüklerin.. Ama inan işler çok garip biliyorum senin için de zor bu durum. Ya her şey eskisi gibi olursa n’olur. Fakat bunu en içten yaşamış ki olarak biliyorsun ki şu an ülke çok zor bir noktada.

 Gerçekten hatırı sayılır bir çoğunluksunuz ve biz çok az’ız. O sebeple senden rica ediyorum Diğer Yarım bir seferlik bu söylenenlere kulak ver çünkü çok garip şeyler oluyor şimdiye kadar bu ülkenin görmediği kadar garip şeyler.. Farklı farklı kayıtlar çıkıyor, dinimizle alay ediliyor(bakara makara fln) aklım almıyor ne zaman böyle olduk! (ben şimdiye kadar bırak bir müslümanın, müslümanlıkla dalga geçmesini başka dinlerle bile alay ettiğini görmedim, bana öğretilen tüm dinlerin kutsal olduğudur)

 

Şimdiye kadar oyuna sahip çıkmış bir kişisin 1 oyun neler ifade ettiğini de biliyorsun. Ama Senden ricam;  ülke bu kdar karışıkken nolur oyunu verirken iyi düşün. Sana diyemem ki git CHP’ye ver ya da MHP’ye ver.. Sana karışma hakkım tabi ki de yok ama sadece rica ediyorum.. Ne bileyim geçersiz oy ver iki damga bas farklı farklı partilere desinler hem SP’ye hem de SHP’ye vermiş kafası karışık biriymiş falan desinler.. bilemiyorum kafayı yiycem nasıl olur diye.
Biz ne zaman bu kadar sağduyumuzu kaybettik!

Bir yandan sen de biliyorsun olanları, yaşadıklarımızı şu 2 günde..sen 12 yıllık AKP’liysen bu memlekette yıllarca ülkü ocaklarında aktif görev almış vatan sevdası taşıyan milyonlarca MHP’li inanılır gibi değil ama CHP’ye oy verdi ve de aynı şekilde sol görüşe sahip milyonlarca kişi yıllarca savaş içerisinde bulunduğu MHP’ye..

Birşey oluyor farklı hiç bilmediğimiz hiç tanık olmadığımız ama normal değil.. sokakta günahsız çocuklar öldürülüyor.. Tv’ler dilsiz, sağır.. Bir sistem var ortada kimsenin güvenmediği.. Derin devletler meşru..Kim haksız kim suçlu göremiyorum bu şekilde göremem de çünkü düzensiz, kaotik bir sistem söz konusu.. Eşitlik ve çeşitlilikten uzak..Nolur bir sonraki seçimde bu suça ortak olma..
 

Çok güçlüsünüz ve bu hiç adil değil.. ve sen de biliyorsun ki bu kadar güç varsa altında yasal ve doğru olmayan bir şeyler mutlaka vardır.Şu an 2 parti olsa ve %60 AKP’li ve %40 CHP olsa yine bu kadar şaşırmam ve normal gelir bu düzen ancak siz %50nin üzerindesiniz ve biz parça parça bir bütün etmeyi bırak bir yarım bile etmiyoruz. Bu adil değil, çocukken oynadığın oyunları düşün sen hiç bir futbol maçında 3 kişiye 19 kişi oynayan bir takımda yer aldın mı? ben almadım eğer ki 2 mahalle bir araya gelir ve bi takım 10 kişi kalmışsa rakip mahalle destek çıkar eşit bir maç yapılırdı.. dedim ya saçmalıyorum belik şu an kurduğum cümleler alakasız ya da hepsi anlamlı bir bütün..

Maç demişken ben Fenerbahçeliyim yalnız şimdiye kadar hayatta hiç taraftar olmadım. Ne bir siyasi düşünceye ne de spor klubüne.. şimdiye kadar hatırı sayılır bir oy da kullanmadım bu ülkede birinde ÖDP’ye diğerinde SHP’ye verdim seçilmeyeceğini bile bile.. ütopya! Neden dersen zaten taraf değildim o zaman isteyen, çalışan ve azmeden kişiler sevinsin istedim en azından 1 kişiye ulaşmışız desinler istedim evet garip ama ben bu'yum! 17 yaşında öğrendim siyasetin namusla yapılamayacağını..Ama hepimizin özgürce yaşayabildiği bir ülke hayalim hala söz konusu tabi.. Tabi bazı tabularım var herkes gibi ama inan ben tabularımı yıkmaya hazırım.
Ha fenerbahçeliyim diyordum oy kullanmaya da formamla gittim nedenini sorarsan eğer Ali İsmail Korkmaz derim. Çünkü o çocuğun öldürülüşü belki inanmayacaksın ama beni yaşlandırdı yemin ediyorum tüm inancımı tüm güzellikleri de öldürdü içimde..

ve senden tek bir seferlik ricam şudur ki;

bir sonraki seçim gününde -eğer ki bir daha şeçim görürsek bu ülkede-

Şimdiye kadar hiç oy kullanmamış,suçsuz, günahsız bir çocuğun sokak ortasında dövülerek öldürülüşünü düşün.. ben öyle düşündüm!
 

Eğer ki bu yazıyı sonuna kadar okuduysan teşekkür ederim umarım gün gülerim sevincimiz ortak olur…

 

22 Ekim 2012 Pazartesi

Kupa Ası

Bugün bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Alper Çeker'in 6:45 yayınlarından çıkmış Reziller! 10 numara 5 yıldız bi roman olabilirmiş bu kadar yazım hatası olmasaymış! Hikaye oldukça iyi, orası ayrı..


"Rock’n Roll efsanesi Elvis Presley öldüğünde 42 yaşında ve yalnızdı; ama bu bilginin elinizdeki romanla ilgisini henüz biz de bilmiyoruz."

 -Bülent abi, bir destede kaç tane kupa ası olur?
           -Kaç tane lazımsa evlat!

 Kahramanlarımız Cengiz ve Çeper iki farklı kişi, iki farklı hayat! Aynı semtin çocukları olan bu iki insan birbirleri ile iyi anlaşmakta arkadaşlıklarından keyif almaktadırlar.' derken farkettim ki sanki yazdıkça kitabı basitleştiriyor ve TRT formatında özetlemeye çalışıyorum. Yani okuyun, okutun.

öylesine not: Yazarın aralarda 6:45 ekibine selam çakması, filim olursa şöyle çek gibisinden önerileri okuyucuyu cool tutmaktadır. Ve Eşref'in bir cigaralık sarma betimlemesi var aman derim..

21 Ekim 2012 Pazar

Hayat ne garip kuşlar felan!

Yazasım var ama yazdıkça kapanıyorum ve sanki söylediğim her şey söyledikten sonra anlamsızlaşıyor ve önemini kaybediyor. Çok zor zamanlar geçirdim ki kendimi güçlü sanırdım. Güç tükenen bir şeymiş. Ve tükenirken kişinin kendine olan güvenini de yanında götürebilirmiş. Hayatımı kontrol edemiyorum ve kontrol etmem gerektiğini de düşünmüyorum.
Niçin karamsarım tanrım? Ben böyle değildimmmm geliyor zakkumdan
İşte sanki bana anahtar kelimeler verilmiş de hikaye yazmamı bekliyorlar oysa ben kelimelerimi kaybetmiş gibiyim.. İnsan kendisine bile güvenmezken çevresine nasıl güvenebilir. Yani bahsettiğim baya baya yakın çevre.. Hani içerisinde ailenizin, çocukluk arkadaşınızın belki sevgilinizin-eşinizin, hani dostum dediğiniz birlikte sabahlara kadar sohbet ettiğiniz sırdaşınızın ne biliyim işte anladınız güvenmeli mi?
        İşte dediğim gibi yaa yazdıkça anlamsızlaşıyor...

9 Ağustos 2011 Salı

çalışmak güseldir !


Evet, Üniversiteyi bitirdikten sonra çılgın ve zevkli başlayan iş hayatım sonrasında sekteye uğradı ve beni pek de memnun etmemeye başlamıştı. Aslında bunu grafiklendirebilirdim fakat zor geldi şöyle düşünün ki sürekli düşen bir ivme !!
Sonra, İstanbul'a taşındım Yüksek Lisansa başladım, sandım ki "okul hayatı beni bir sürede olsa rahatlatır demekki ben iş yaşamına hazır değilim" Fakat durumun bu şekilde de olmadığını anlamam uzun sürmedi dersler zevksiz, hocalar sadece teorik ve master de pek matah gelmedi. Tabi bu durum Marmara Ünv.'nin eğitimsizliğinden de kaynaklanabilir.
Neyse okul bitti, 1 hafta tatil yaptım ve iş aramaya başladım aman allaım o ne sancılı süreç benim stres yapmam için 2 hafta bile yetti.. Sanki sonsuza kadar iş bulamayacakmışım gibiydi.. İstediğim alan olan İnsan Kaynakları sektörü adından utanmadan ucuz çocuk işci çalıştırırcasına önerdikleri ücretlerle görüşme sırasında sinirden gülmemi sağladı( evet farkındayım çok profesyonelce) Hatta arkadaşıma söylediğimdeki yorumu az bile yapmışsın keşke osursaydın :D

Ve ben şimdi Pazarlama alanında çalışıyorum 2. haftam bitmek üzere ve aman nazar değmesin mutluyum yaaww
özlemişim yine yeniden ofisde olmayı yeeeyyy ((:


14 Haziran 2011 Salı

Seçmeli mi Seçmemeli mi?


Azalarak falan bile değil direk bitmesini istiyorum facebook üzerinden siyasetin!
Akp'lileri kutlarım, Chp'liler ha gayret biraz daha çalışmalı,mhp'liler bu sefer size güveniyordum açıkcası sağ fraksiyondan biraz da olsa güçsüzleştirebilirsiniz diye...
Yıllarca siyaset yapmasına izin verilmemiş sağcılar ve solcuların politikadan bihaber çocuklarıyız biz. Protestolarımız bile sanal,gerçek değil... Ve o dönemde ne sağcılar ne de solcular siyaset yapamazken, siyaset bir kesimin eline kaldı ve işte şimdi bunun sonuçlarını görüyoruz. Sol hiçbir zaman o kadar güçlü olmadı ki şimdi olsun, asıl yanlış merkez sağı güçlendirememekte.. Nerede Demokratlar? Bence bilinçli bir şekilde çıkmıyorlar meydanlara,sokaklara nerede bir zamanların muhafazakar DYP'lileri ANAP'lıları..Kaderimiz iki parti arasında geçmemeli nerede çok partili seçim hakkımız?Ya canım DSP'nin, CHP biraz daha oy alabilsin diye sessiz durması.
Hiçbir partiye yakın hissetmezken kendimi sadece zorunluluktan oy vermekten yana da değilim. Önümüzde 5 yılımız var, şimdiden çalışmalı, fakat sizde bilmiyorsunuz değil mi nereden başlamalı?

13 Haziran 2011 Pazartesi

OYun

Oyun
Yundun yıkandın suyunda
Yangınımdan ziyansız çıktın
Bulutuma dokundun güneşimi tuttun
Dağlarımı denizimi göğümü aştın
Dize geldi zaman eğildi önünde

Ah efendim bırak beni
Bir başım var alıp gideyim
Ah efendim bırak gideyim
Oyun bu, sen kazandın ben kaybettim

Küçüktüm
Neler neler gelirdi aklıma, hala gelir
Sarhoş olurdum geceden
Yıldızlara böceklere hesap verirdim sade
Ah efendim, bir başım var alıp gideyim ben kaybettim

Geldin oturdun soframa
Yaktın beni canımı küle çevirdin
Ateşim suyum gülüm vardı
Yedin beni herşeyimi tükettin
Dize geldi zaman eğildi önünde

Ah efendim bırak beni
Bir başım var alıp gideyim
Ah efendim hiç anlamadın
SEN KAZANDIN AMA BEN HAKLIYDIM!

Ezginin Günlüğü

5 Nisan 2011 Salı

Başlıksız

Hiçbir zaman eskisi gibi olamamak!

3 Şubat 2011 Perşembe

Enfes (:



Kahvaltı

Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmem
Ama kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı
..........
..........

Cemal Süreya

21 Ekim 2010 Perşembe

inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar !

biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
gölgeler akşamüstünü söylüyor.
yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk

ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...

yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...

bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...

kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...

M. Mungan'a teşekkürler...

8 Ağustos 2010 Pazar

MARKAFONİ

Ben düzenli bir markafoni müşterisiyim ve bayılıyorum her sabah bilgisayarımı ilk açtığımda markafonide gezmeye.. Beni bilen bilir alışveriş yapmayı,herkesden biraz fazla severim :D Sanki sabah işe ya da okula gitmeden önce mağaza geziyormuşum hissi yaratıyor ve ben bu hissi çok seviyorum :DD
Bu yazıyı yazma sebebim ise markafoni dünyasında yeni şeyler keşfetmiş olmam! şimdiye kadar nasıl olmuş da blogun farkina varmamisim acaba! çok güzel bir blog hazırlamışlar. Moda ve alışveriş sevmeyenler; playlistler için bile girilmeye dinlenmeye değer buyurun: http://blog.markafoni.com/


Ve eğer bir bakayım neymiş bu markafoni diyorsanız bu linkten davetiyenizi alabilirsiniz ; http://www.markafoni.com/i/sehnaz_saatcioglu/

Sevgiler. Öptüm : ))

6 Mayıs 2010 Perşembe

DOSTLARI ARAMA

Bir sabah kendine koyu bir
kahve koyarsın, sigara
tablasını boşaltır, yeni bir
sigara paketi açar, bir tane
yakar, telefonu önüne çekip
defterini açarsın --a'dan
başlayarak sırayla--
dostlarını aramaya başlarsın.
özellikle dikkat edeceğin, o
anda orada (o numarada)
olma olasılıklarının yüksek
olmasıdır; büroları sabah
(öğleye kadar) ve öğleden
sonra; evleri de akşam
ilerledikçe ararsın --
yurtdışındaki dostların için
de saat farklarını hesaplarsın.
bu arada kahven bittikçe
yeniler, sigara tablası
doldukça boşaltır, sigara
paketi boşaldıkça da, yenisini
açarsın.
her seferinde, numarayı
çevirir, düşmesini bekler
(bazıları zor; ancak birkaç
çevirişte düşer), ilk zil sesi
bitince de telefonu kapatırsın.
"yok" dersin --
sonra, "o da yok" --
sonra "işte, o da" ---
hep, "yok" dersin.
dostlarınla dolu bir gün
geçirirsin.

( / de ki işte ) O. Aruoba

SatıYORUM veee Saaattıım!!!


03.05.2010 tarihinde bir açık arttırmaya katıldım. Çok ilginç bir deneyim oldu benim için. Kesinlikle sosyolojik, antropolojik, psikolojik her türlü disiplinler arası yaklaşım açısından incelenmesi gereken bir ortam.
Arkadaşıma kahvelerimizi içerken açmayı düşündüğümüz-gerçek bir proje- şarapevini konuşmak için gitmiştim ta ki Cem Uzan'ın TMSF tarafından el konulan son menkullerinin açık arttırmada satılacağını öğrenene kadar. Ve gittik bir kaç parça birşey de aldık. Fakat benim bahsetmek istediğim bu değil. Her çeşit kişiye rastlayabilirsiniz orada. İlk başta erkek egemen bir topluluk-ki sadece 2 bayan biz vardık- olarak göze çarpıyor. Eve para getiren erkek figürü, orada da rekabet ederek rakiplerinin önüne geçerek kazanma hırsı ile karşımıza çıkıyor. Aman Tanrım, neler neler... Bütün bir satış sırasında kaykılmış bir oturuş şekliyle eli sürekli havada beyler; bu demek oluyor ki siz istediğiniz kadar fiyatı arttırın, o ürün benim ! Ya öyle şeyler satıldı ki piyasa bedeli 1000 lira olsa bile 3000 liraya alanlar oldu. Çünkü diğerlerinden üstün olduğunu kanıtlamalıydı. Ya da ilk başta satışa girmeyerek, nabzı ölçenler ve sadece kızıştırıp aradan çekilenler.
Kesinlikle benim gibi boş vaktiniz olduğu bir gün katılmalısınız.
Güzel bir atmosfer. Yeni ilgi alanım olabilir : ))

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Sınavlar Sınavlar


Yarın günlerden KPDS.
Hayır kendimi tanıyamaz hale geldim, eskiden sisteme tamamen karşı olan ben, şuan tam da sistemin içindeyim. Hem de isteyerek! Sınavlara karşı olan ben,şu an tüm sınavlara hazırlanıyorum, bilgilerimizi ölçmediğini bile bile...
ÜDS, KPDS, ALES, KPSS, SPK ve diğer açılan tüm sınavlar...
Evet sürüye 1 kişi daha eklendi ve işin kötü tarafı bu sürünün bir başı dahi yok. Sanırım böyle oluyor kimse farketmeden çarkın bir dişlisi haline geliyor ve çalışmaya başlıyor.



Bakmayın bu serzeniştime canım öyle sürekli ders çalışan biri değilim hatta ders çalışamayan biriyim ama işte canımı sıkıyor bu durum.
Neyse ben biraz daha kendimi kandırıp, çalışıyormuş gibi yapayım.
Yarın sınava girecek herkese başarılar...

29 Nisan 2010 Perşembe

Ev yapımı Likör



Uzun bir aradan sonra tekrar yazıyorum. Ama ne de olsa yeni bir blogger olduğumdan, izleyicimde olmadığından birazcık da olsa vicdanım rahat...
Şu aralar yeni takıntılı olduğum konu ev yapımı likörler : ) evet merak sardım bu konuya, bunda tabi alkolmania'nın da etkisi büyük.
Kayra akademinin ev yapımı likör üzerine bir eğitimine katılmaya karar verdim.
Fakat mayıs ayında yokmuş, yeterli katılım sağlanırsa açılabilirmiş. Benimle gelmek ister misiniz?
Buyurun :kayrawinecenter
Efendim? tabiki de yapınca size de ikram ederim : )

Sanırım bu arada ilk işim kendime bir likör takımı almak.
Kahveye beklerim : )

4 Nisan 2010 Pazar

Ezel


Bizi Pazartesi akşamları görmelisiniz gerçekten ama konuşmamalı ve sormamalısınız hele ki daha önce Ezel izlemediyseniz “Bu kim ki şimdi? Aaa bu onun çocuğu mu?Ama ben anlamadım Ömer kim?” gibi sorularla asabımızı bozmayınız = ))
Doğrusu ben diğerlerinin aksine Ramiz Dayı ve Ezel için değil, Ali ve Cengiz için izliyorum gerçekten ve de Tefo…Aman Tanrım o ne süper oyunculuktur ..Bi de Jerry’in Tom ile oynadığı gibi oynamasalar Ali ile daha sevineceğim, bırakında bir bölümde de Ali kazansın sevgili senaristler.
Evet Show da izlediğimiz Ezelden çok farklı bir Ezel izliyoruz atv’de,pembe dizi kıvamında bir aşk hikayesi gibi.
Evet birçok yerde b.ka sardı senaryo,pek çok hata var..Ama bunlara rağmen olur böyle şeyler deyip,görmezden gelerek izlemeye devam ediyoruz.Ne de olsa Türk dizi tarihinde farklı bir hikaye ..
Tamam şaşırmanız normal, hiç benim izleyeceğim bir dizi değil Ezel…Şimdiye kadar izlemiş olduğum iki diziden(Yeditepe İstanbul ve İkinci Bahar) çok farklı ama başladım bir kere ,yapabileceğim bir şey yok şu saatten sonra.Hükümsüzdür.
İyi Seyirler =)

31 Mart 2010 Çarşamba

Alice in Wonderland



Olmamış!!! Oysaki büyük bir beklenti ile de gitmemiştim sinemaya ,çoğu arkadaşım gibi Tim Burton hayranı da değilim,tamam "Big Fish,Makas Eller ve Charlie'nin Çikolata Fabrikası" gibi filmlerini severek izledim ama hayran olduğumu kanıtlamaz bu durum. Alice hakkında da kötü bir niyetimde yok.Ama beğenemedim.Burada ilk sinema yazısı da olumsuz olsun istemezdim ama yazmadan da duramadım.Ne de olsa daha yeniyim ve pek de okuyanım yok bu sebeplerle bile birazcık negatif olabilirim bence = )
Ne renkler olmuş ne de karakterler…3D’ye oyuncular oturmamış..Aman Tanrım o ne silik bir kızcağızdı aynı zamanda..
Tamam bu kadar eleştiri sanırım yeter.Oysaki hiç adetim değildir ; olumsuz eleştiri..
Genelde severim izlediklerimi,okuduklarımı...
En kısa zamanda olumlu güzel birşeyler yazmalıyım..

29 Mart 2010 Pazartesi

Karakter

Karakterler yazmaya karar verdim ama sadece karakterler.Hiç bir hikayenin ya da romanın parçası olmayan...Yalnızlar ve yalnızlıklarının farkında bile değiller…Hepimiz gibi !
Belki burada da paylaşırım karakterlerimi ya da çok yalnız kalırlarsa dayanamayacak kadar ;öldürürüm!!!
Mutlu son yok çünkü….

26 Mart 2010 Cuma

Narziss ve Goldmund


Lisedeyken ilk Bozkırkurdu ile tanıdım Hermann Hesse’i. Alman Edebiyatından okuduğum ilk kişiydi ve sonra bağımlısı oldum Alman Edebiyatının.Çünkü gereksiz betimlemelerden uzak-Rusların aksine- ve eserin özünü çok rahat kavrayabileceğimiz şekilde yaratıyorlar.
Neyse benim asıl bahsetmek istediğim en son okumuş olduğum Yapı Kredi Yayınlarından Kamuran Şipal çevirili kitabı “Narziss ve Goldmund”dır. Narziss ve Goldmund ; kişilikleri tamamen farklı iki arkadaş ve biz bu arkadaşlıktan yaşam,ölüm,aşk,sanat ve en önemlisi de dostluk üzerine birçok şey öğreniyoruz.
“peki, sen bir gün nasıl öleceksin,bir annen yok çünkü?Annesiz insan nasıl sevebilir,annesiz nasıl ölebilir” Bu cümle için açıklama yapmama bile gerek yok yazarken ağlayabilirim…
“Tanrım?bizi büsbütün terk mi ettin?Yarattığın dünyadan soğudun mu büsbütün? Topumuzu silmek mi istiyorsun defterden yoksa? " Bir Ortaçağ hikayesi olmasına rağmen hiçbir şey değişmemiş gibi geliyor bana.Günümüzde yaşadığımız savaşlarda, depremlerde kaybettiğimiz insanlarımız. Yoksa gerçekten Tanrı, hepimizden kurtulmak mı istiyor!
Bilge Narziss’in yanında sanatçı ruhlu özgür Goldmund. İki dostta kendi yöntemleri ile mükemmele ulaşmaya çalışıyor,kendi öz benliklerini bulmak adına.
Eğer ki şuan hangi kitabı okusam ki diye tereddütteyseniz lütfen alın ve okuyun!!!
Benden istemeyin ama benim kitaplarım kıymetlidir = ))
Efendim ?Hermann Hesse’in diğer kitapları mı? Herşeyi benden beklemeyiniz canım
buyurun bakınız : http://tr.wikipedia.org/wiki/Hermann_Hesse

23 Mart 2010 Salı

Ah ulan Tanrı!!!


Ah ulan Tanrı!Sensin bu isyanımın nedeni!
Sen davranıp sökmeden yerinden
bak ne diyorum,sen davranıp sökmeden yerinden
Ben koparıp kendim fırlatıyorum sana taş yerine
yeryüzünden
Bu lüzumsuz kellemi!!!

K.İskender

19 Mart 2010 Cuma

12 Mart mı desem?


Gecenin sonundan bir kare =))

Geçtiğimiz hafta sonundan başlayayım anlatmaya ki şuan için zihnimdeki en taze anılardır kendileri.
Cuma günü kendisinin de yazarı olduğu Madam Brownie(bknz : http://www.madambrownie.com/) dergisinin tanışma partisi için İzmir’den arkadaşım Tansuçaa geldi . Haliyle yoldan gelmiş olduğundan karnı açtı “ hadi dışarıda kahvaltı yapalım” dedik.Amacımız köşedeki pastanede bir şeyler yemekti. Fakat niyeyse “hadi Kadıköy’e gidelim de deniz kenarında atıştıralım “şeklinde değişti. Bu sırada söylememe gerek var mı bilmiyorum ama alelade bir kıyafet saç makyaj sıfır bir şekildeyim. İş görüşmesi için Taksim’e gidecek olan Tansuçaya “hadi dedim bir çılgınlık yapayım sana eşlik edeyim,biraz vitrin bakar dönerim.” Bu cümleden sonra beni tanıyanlar biliyordurki ;benim vitrin bakmak için yola çıkmam demek uzun bir zaman dilimine bedel..Tabi arkadaşım görüşmeden çıktı ve İzmirden gelen diğer Madam Brownie’ler ile buluştuk bir şeyler yedik-tahmin ettiğiniz gibi akşam olmuştu- =)
Eee madem Cuma akşamı ve biz Taksimdeydik “Neden bir şeyler içmeyelim ki” dedik ve Kafe Pi’ye oturduk. BronxPi (bknz: http://www.bronxpisahne.com/) den bir biletçi çocuk geldi Hücumkedi ve Delta grupları sahne alacakmış .Tabii cebimizde para yok ve cumartesi geceside tanışma partisi var gidemeyeceğimizi söyledik bu sefer bilet satamayacağını anlayınca davetiye verdi bize… Eee tabi beleş bir aktivite olunca gidelim,mekanı da görmüş oluruz dedik =) Oktaylarda erkek erkeğe takılıyorlardı Taksimde..Onları da çağırdık ilk başta mırınkırın ettiler fakat davetiye olayını duyunca fikirlerini değiştirdiler.Ve bronx ‘un yolunu tuttuk.Pek de eğlendik.Mekanda şahaneymiş.Gece 3 de evdeydik sanırım ..
Bu kadar yazdım ana fikir mi ne?
Sabah köşedeki pastanede kahvaltıya gidecek bile olsanız , akşam için hazırlıklı olun =)