Yazasım var ama yazdıkça kapanıyorum ve sanki söylediğim her şey söyledikten sonra anlamsızlaşıyor ve önemini kaybediyor. Çok zor zamanlar geçirdim ki kendimi güçlü sanırdım. Güç tükenen bir şeymiş. Ve tükenirken kişinin kendine olan güvenini de yanında götürebilirmiş.
Hayatımı kontrol edemiyorum ve kontrol etmem gerektiğini de düşünmüyorum.
Niçin karamsarım tanrım? Ben böyle değildimmmm geliyor zakkumdan
İşte sanki bana anahtar kelimeler verilmiş de hikaye yazmamı bekliyorlar oysa ben kelimelerimi kaybetmiş gibiyim.. İnsan kendisine bile güvenmezken çevresine nasıl güvenebilir. Yani bahsettiğim baya baya yakın çevre.. Hani içerisinde ailenizin, çocukluk arkadaşınızın belki sevgilinizin-eşinizin, hani dostum dediğiniz birlikte sabahlara kadar sohbet ettiğiniz sırdaşınızın ne biliyim işte anladınız güvenmeli mi?
İşte dediğim gibi yaa yazdıkça anlamsızlaşıyor...
21 Ekim 2012 Pazar
9 Ağustos 2011 Salı
çalışmak güseldir !
Evet, Üniversiteyi bitirdikten sonra çılgın ve zevkli başlayan iş hayatım sonrasında sekteye uğradı ve beni pek de memnun etmemeye başlamıştı. Aslında bunu grafiklendirebilirdim fakat zor geldi şöyle düşünün ki sürekli düşen bir ivme !!
Sonra, İstanbul'a taşındım Yüksek Lisansa başladım, sandım ki "okul hayatı beni bir sürede olsa rahatlatır demekki ben iş yaşamına hazır değilim" Fakat durumun bu şekilde de olmadığını anlamam uzun sürmedi dersler zevksiz, hocalar sadece teorik ve master de pek matah gelmedi. Tabi bu durum Marmara Ünv.'nin eğitimsizliğinden de kaynaklanabilir.
Neyse okul bitti, 1 hafta tatil yaptım ve iş aramaya başladım aman allaım o ne sancılı süreç benim stres yapmam için 2 hafta bile yetti.. Sanki sonsuza kadar iş bulamayacakmışım gibiydi.. İstediğim alan olan İnsan Kaynakları sektörü adından utanmadan ucuz çocuk işci çalıştırırcasına önerdikleri ücretlerle görüşme sırasında sinirden gülmemi sağladı( evet farkındayım çok profesyonelce) Hatta arkadaşıma söylediğimdeki yorumu az bile yapmışsın keşke osursaydın :D
Ve ben şimdi Pazarlama alanında çalışıyorum 2. haftam bitmek üzere ve aman nazar değmesin mutluyum yaaww
özlemişim yine yeniden ofisde olmayı yeeeyyy ((:
14 Haziran 2011 Salı
Seçmeli mi Seçmemeli mi?

Azalarak falan bile değil direk bitmesini istiyorum facebook üzerinden siyasetin!
Akp'lileri kutlarım, Chp'liler ha gayret biraz daha çalışmalı,mhp'liler bu sefer size güveniyordum açıkcası sağ fraksiyondan biraz da olsa güçsüzleştirebilirsiniz diye...
Yıllarca siyaset yapmasına izin verilmemiş sağcılar ve solcuların politikadan bihaber çocuklarıyız biz. Protestolarımız bile sanal,gerçek değil... Ve o dönemde ne sağcılar ne de solcular siyaset yapamazken, siyaset bir kesimin eline kaldı ve işte şimdi bunun sonuçlarını görüyoruz. Sol hiçbir zaman o kadar güçlü olmadı ki şimdi olsun, asıl yanlış merkez sağı güçlendirememekte.. Nerede Demokratlar? Bence bilinçli bir şekilde çıkmıyorlar meydanlara,sokaklara nerede bir zamanların muhafazakar DYP'lileri ANAP'lıları..Kaderimiz iki parti arasında geçmemeli nerede çok partili seçim hakkımız?Ya canım DSP'nin, CHP biraz daha oy alabilsin diye sessiz durması.
Hiçbir partiye yakın hissetmezken kendimi sadece zorunluluktan oy vermekten yana da değilim. Önümüzde 5 yılımız var, şimdiden çalışmalı, fakat sizde bilmiyorsunuz değil mi nereden başlamalı?
13 Haziran 2011 Pazartesi
OYun
Oyun
Yundun yıkandın suyunda
Yangınımdan ziyansız çıktın
Bulutuma dokundun güneşimi tuttun
Dağlarımı denizimi göğümü aştın
Dize geldi zaman eğildi önünde
Ah efendim bırak beni
Bir başım var alıp gideyim
Ah efendim bırak gideyim
Oyun bu, sen kazandın ben kaybettim
Küçüktüm
Neler neler gelirdi aklıma, hala gelir
Sarhoş olurdum geceden
Yıldızlara böceklere hesap verirdim sade
Ah efendim, bir başım var alıp gideyim ben kaybettim
Geldin oturdun soframa
Yaktın beni canımı küle çevirdin
Ateşim suyum gülüm vardı
Yedin beni herşeyimi tükettin
Dize geldi zaman eğildi önünde
Ah efendim bırak beni
Bir başım var alıp gideyim
Ah efendim hiç anlamadın
SEN KAZANDIN AMA BEN HAKLIYDIM!
Ezginin Günlüğü
Yundun yıkandın suyunda
Yangınımdan ziyansız çıktın
Bulutuma dokundun güneşimi tuttun
Dağlarımı denizimi göğümü aştın
Dize geldi zaman eğildi önünde
Ah efendim bırak beni
Bir başım var alıp gideyim
Ah efendim bırak gideyim
Oyun bu, sen kazandın ben kaybettim
Küçüktüm
Neler neler gelirdi aklıma, hala gelir
Sarhoş olurdum geceden
Yıldızlara böceklere hesap verirdim sade
Ah efendim, bir başım var alıp gideyim ben kaybettim
Geldin oturdun soframa
Yaktın beni canımı küle çevirdin
Ateşim suyum gülüm vardı
Yedin beni herşeyimi tükettin
Dize geldi zaman eğildi önünde
Ah efendim bırak beni
Bir başım var alıp gideyim
Ah efendim hiç anlamadın
SEN KAZANDIN AMA BEN HAKLIYDIM!
Ezginin Günlüğü
3 Şubat 2011 Perşembe
21 Ekim 2010 Perşembe
inan batmış şehirler gibi onarılmaz anılar !
biri beyaz biri kara iki kedi..
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
gölgeler akşamüstünü söylüyor.
yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
M. Mungan'a teşekkürler...
birbirlerinin omzuna kollarını dolamışçasına birbirlerine şefkatle sarılarak,
birbirlerine dayanarak yola çıkmışlar.
gölgeler akşamüstünü söylüyor.
yorgun bir günün sonunda eve dönüyorlarmış gibi.
yüzlerini görmüyoruz ama eminim mırıl mırıl konuşuyorlardır. belli sınanmış, denenmiş bir dostluk bu,
uzun yolları da göze alabilen bir dostluk
ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz?
akşam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz,
omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun,
belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı ayakların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu,
değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? ...
yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp
kendimizi hep ilerde bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına,
bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? karşımıza çerken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürüklerken
bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz?
hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir,
her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün...
bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz,
ya da olanlar olması gerekenler değildir.
yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz,
gün gelir kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir
kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak.
bazılarının gelecekte sandıkları 'bir gün' geçmişte kalmıştır oysa;
hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığınız,
omzunun üzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip
'nasıl olsa ilerde bir gün tekrar karşıma çıkar.' dediğinizdir.
oysa tam da o gün bu zalim şehri terk etmiştir o,
boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
M. Mungan'a teşekkürler...


